etkin haber

675

TOPRAK AKARSU

Umut ve irade

Her verili durum, "kendi varoluşunda, yapısında kendini dönüştürecek, değiştirecek içsel çelişkilerle, imkanlarla" yüklüdür. Bu nedenledir ki, her verili durumun değişmesi, dönüşmesi kaçınılmazdır. Devrimcinin iyimserliği gerçekliğin içsel değiştirici güçler-olanaklar ile yüklü çelişkili doğasını anlayabilme yetisine sahip görüş açısı, düşünüş tarzı ya da "dünya görüşü" nedeniyle daima günceldir.

- Pazartesi - 10 Haziran 2019 - 10:07
"Çıkmayan candan umut kesilmez" der, bir halk sözü! Hakikaten öyledir de! Binlerce yılın toplumsal yaşam deneyimlerinden süzülmüş bir "halk gerçekçiliği" verilidir bu özlü sözde! O son dakikaya, o son nefes verilinceye kadar "umut eder" insanlar. Neden "umut" ederler peki? Ya da sanıldığı gibi, "çünkü öyle gerekiyor" diye mi umut ederler acaba!... Böyle olsa bile "umut etmek" iyidir, güzeldir ve "doğrudur", umut etmelidir insan!.. Umutlu olmaya, iyimserliğe her zaman ihtiyacı vardır emekçilerin, halkların, ezilenlerin ve devrimcilerin!
 
Sanıldığı gibi, kendini avutmak, hayal aleminde yaşamak mıdır fakirin "umut" etmesi? Her daim umutlu olmanın gerçek bir temeli yok mudur? Ya da umutlu olmamak, umutsuzluğa kapılmak, umutsuzluk, "haklılığı", "meşruiyeti" kabul edilemez durumlar mıdır? Umutsuzluğun meşruiyeti hiç mi, "biraz olsun" yok mudur yani! Neden bazen umutsuzluğa kapılmak "normal", anlaşılır, meşru ve de "doğru" olmasın sanki!
 
Peki "insanlar umut eder de ne olur" derseniz, karşıtı "umut etmezlerse ne olur" sorusuyla birlikte gerçeği "çapraz ateşe" altına alarak daha fazla yaklaşabilirsiniz hakikate!
 
Umut "fakirin ekmeği" der ya, bir başka halk sözü. Bu sözün hemen ardından her hangi bir ederi, bedeli olmadığını, "istediğin kadar ye" manasına gelen ifadelerle kendilerini "avuttuklarını" ima ederek durumlarını ti'ye almayı da ihmal etmezler emekçiler. Açlığa dayanılabildiğini, ama umutsuzluğun yıkım olduğunu da yaşam deneyimlerinden iyi bilirler.
 
Evet, evet insanlar, "umut ederlerse", "çaba harcarlar", "bir şeyler yapmaya", durumu değiştirmeye çalışırlar. Dahası bir şeyler yapacak, çaba harcayacak, harekete geçecek "güç ve enerjiyi" ancak umut ettikleri için, "umudun dürtüsü" ile üretebilirler. Umutsuzluk takatsiz, güç ve enerjisiz bırakır insanı. Hareket etmesi için gerekli güç ve enerjiyi uyandıracak bir nedenden, "itkiden" mahrum kalmıştır.
 
Toplumda var olduğu, yaşandığı haliyle umutsuzluk, gerçekliğin, verili duruma teslim olan bir kabullenilişi; duruma, statükoya boyun eğiş, tabi olma halidir. Teslimiyetçi bir "gerçekçiliktir" umutsuzluk!
 
Umut ise, verili duruma yıkıcı, isyankar olmayan bir itiraz; durumu, gerçekliği bir şekilde değiştirme istek ve çabasıdır.
 
Birincisi, durumun değişmeyeceğinden hareket eder, durumun değişebileceği "bilinci"nden (ve duygusundan) yoksundur, durumun değişmeyeceğini "düşünür", hatta "inanır"; bu nedenlerle de kuşkusuz kötümserdir. Durumu değiştirme imkanlarına karşı kördür!
 
İkincisi, durumun değişebileceğinden hareket eder, durumun değişebileceği "bilinç" ve duygusuna sahiptir, durumun değişebileceğini düşünür, "inanır"; bu sebeplerle de iyimserdir. Durumu değiştirme imkanlarına karşı duyarlıdır.
 
Birincisi, özsel olarak halk tarzında kaba materyalizme; ikincisi de özsel bakımdan halk tarzında diyalektik materyalizme tekabül eder!
 
Eğer halkçı tarzda "diyalektik materyalizmin" ilerisine geçmek istiyorsa devrimci, gerçeğin gözlerinin içine bakarak  yalın bir şekilde "Umut nedir" diye sorar ve ciddi ciddi yanıtını arar. Halklarımızın, toplumun "umutlu olmayı" bir yaşam felsefesi gibi kabullenme gerçekliğini anlamaya, anlamlandırmaya çalışır.
 
"Umut", "verili durumun değişme imkan ve ihtimalidir" diye tanımlanabilir. Biraz daha yakından bakıldığında, derinliğine incelendiğinde açıklıkla görülür ki, umut bütün verili durumların içerdiği nesnel değişme olanak ve ihtimalinin öznede duygulanım ve bilinç uyanışı biçiminde etkimesidir. Aynı cesaretle sorulmalıdır: Kendi "içinde" değişim imkanlarını barındırmayan durumlar var mıdır? Hayır, yoktur! Her durum, verili bir durumdur. Her verili durum, "kendi varoluşunda, yapısında kendini dönüştürecek, değiştirecek içsel çelişkilerle, imkanlarla" yüklüdür. Bu nedenledir ki, her verili durumun değişmesi, dönüşmesi kaçınılmazdır. Devrimcinin iyimserliği gerçekliğin içsel değiştirici güçler-olanaklar ile yüklü çelişkili doğasını anlayabilme yetisine sahip görüş açısı, düşünüş tarzı ya da "dünya görüşü" nedeniyle daima günceldir. Kuşkusuz sosyalizmin tarihsel zorunluluğu nedeniyle davasında haklı olduğunu, tarihsel zorunluluğun bayrağını taşıdığını iyi bilir, iyimserdir devrimci. Zaten hem tarihsel hem de güncel olarak iyimserliğini koruyabilendir, devrimci. Zaten Marksizm'in kurucularının herhangi bir sorunun ancak çözümünün koşulları oluştuğunda gündeme geldiğine dair öğretisi de bize iyimser olmamızı, sorunların çözümlerini buluncaya kadar düşünsel ve pratik çaba içerisinde olmayı dikte eder. Ol sebepten eleştirel olduğu kadar umutlu ve iyimserdir devrimci.
 
Umutla, umutlu olmayla alay etmez, önemsizleştirmeye, değersizleştirmeye hiç mi hiç kalkışmaz devrimci. O'nun işi, uyuyanı uyandırmak, uyuşuğu, hareketsizi dürtmek, harekete geçirmek, geride kalanı ileri itmek, girdiği her ortama ışık, coşku, iyimserlik, özgüven ve enerji taşımaktır, bir halk türküsünün söylediği gibi, umut olmalıdır devrimci!
 
Gerçek daima somuttur. Her verili durumun değişim imkanlarını içerisinde barındırdığını aklından çıkartmamalıdır devrimci, ama yeterli değildir bu. Gerçek daima somut olduğu içindir ki, her verili durumun iç çelişkilerini, o verili durumu tehdit eden değiştirici, yıkıcı güçleri, imkanları somut olarak incelemek, açığa çıkartmak gerekir. Umuttan iradeye geçiş tam da burada, verili durumların devrimci eleştirel analiziyle başlar, müdahale edilen verili durumları değiştirecek devrimci politikanın inşası ve pratikleştirilmesi yönelimiyle sürer. Devrimcinin "iradeciliği" verili durumların değiştirilmesi imkanlarının realize edilmesini sağlayan düşünce ve eylemin birliğinden başka bir şey değildir. Kitlelerin verili durumu değişmelidir ve değişecektir de. Burada devrimci bir rol oynamak, kendi misyonunu gerçekleştirmek isteyen devrimci öncü, kendi verili durumunu değiştirmek zorunda olduğu öncülünden hareket etmeye mecburdur. Öncüler kendi verili durumlarının, kitlelerin durumunu değiştirmeye yetmediğinin, kendi öncü rollerini oynayamadıklarının ayırtında, bilincinde olmalıdır. Tersi aymazlık, kendini yanıltma ve hatta kandırma hali olur! Tamam da, öncünün verili durumunun değişmesi olanaklı mıdır? Kendi verili durumunu değiştirebilir mi, bunun imkanlarına sahip midir devrimci öncü(ler)?
 
Tabii ve kuşkusuz, öncünün verili durumunun değişmesi tamamen olanaklıdır. Bunun imkanları ziyadesiyle mevcuttur, "sorun" bu imkanların realizasyonuyla (imkanların ayırtında olmak-imkanların bilinç; verili durumdan rahatsız olma ve onu değiştirme isteği-arzusu; durumu değiştirme planı ve bunu pratikleştirme çabasıyla toplamda iradeleşme) ilgilidir.
 
İmkanlar öyle kaf dağının arkasında, erişilmez, bilinmez bir yerde değildir. Anlaşılması, görülmesi çok özel yetenekler de gerektirmez. Öncünün verili durumunu değiştirebilecek somut imkanlar öncünün varoluşunun bütün alanlarında mevcuttur ve bunlar elle tutulur biçimde somuttur. Madem ki gerçek her zaman somuttur, o halde elle tutulur somutluk örneklerinden bakalım.
 
Öncünün kendi kuvvetleriyle ilişkileri bağlamından bakabilirsiniz örneğin. Öncünün saflarında hemen her alanda ve sahada, kadro ve örgütler ile parti tabanı arasındaki ilişkileri sıkılaştırmak olanaklı değil midir ve bunun ciddi biçimde realize edilmesi çabası öncünün durumunu değiştirici bir etken olmaz mı? Öncünün kitlesinin somut bir talebi ve öncünün gelişiminin somut bir ihtiyacı değil midir bu? Buradan biraz derinleşmek isterseniz, kadro ve örgütler ile parti taraftarları, sempatizanları ve dostları arasındaki ilişkilerin düzenlenmesinde örgütsel önderliğin ne türden eksiklikler ve yetmezlikleri var, bu ilişkileri hangi biçimlerde ve "verili olandan" daha sıkı biçimde düzenlenebilir vb sorulara da  yanıt ararsınız.
 
Öncünün kendi kitlesine yönelik ideolojik çalışmaları, politik eğitim, politikaların tabana taşınması ve kavratılması, politik eğitim ve politik çalışmalara katılımı sağlanmaya yönelik çaba ve etkinlikler vb. en geniş cepheler de büyük ölçüde "örgütsüzdür"! Demek ki, bu açığı, bu yetmezliği, bu zafiyeti ortadan kaldırmanız hem tamamen olanaklıdır ve hem de bu olanaklı durumun realize edilmesi açıktır ki, öncünün verili durumunu da değiştirici olacaktır.
 
Sayısız taraftar, sempatizan ile ilişkilerin "düzenlenmemiş" olduğu veya dün düzenlenmiş ve düzenli yürümüş ama bugün bir çok alanda faşist diktatörlüğün gözaltı, tutuklama terörü ile yıkılmış, bozulmuş olduğu bir gerçektir. Kaldı ki, öncülerin yaşamakta olduğu bu gerçeklik, içerisinden geçmekte olduğumuz dönemin ayırıcı bir özelliğidir. Durup dururken oluşmuş değildir. Faşist diktatörlüğün tasfiyeci iradesi orta yerdedir. Öncü(leri) fiziki olarak tasfiye etme, öncüler ile kitlesi arasındaki bağları kopartma, öncüyü kitlesinden kopartma, örgütsüzleştirme sistematik yönelimi ortadadır. "Dönemin yarattığı" veya koşulladığı ideolojik, örgütsel ve siyasi sorunları kavrıyor ve aşılmalarını dert ediyorsanız, onları tersine çevirecek ya da aşacak imkanları görmeniz de o kadar olanaklı olur. Dün örgütlü olduğunuz alanların hemen hepsinde eğer öncünün eli, kolu uzanırsa "ilişkileriniz" olduğu açık değil midir? Eğer öncünün eli, kolu oralara uzanmıyorsa, ulaşmıyorsa bunun irade yoksunluğundan başka bir sebebi var mıdır! Daha da yalın söylemek gerekirse yetkili ve sorumlu "kurumlar bu sorun ve görevleri dert etmediği", bu nedenle de iradeleşerek "birisinin gidip o görevi yapmasını" sağlayamadığı içindir.
 
Kaldı ki, eğer kadroları parti tabanına ve kitlelere yakınlaştırmak istiyorsanız bunun için bir çok küçük düzenlemeler de  yapabilirsiniz. Örneğin her semt ya da ilçe de her 15 günde bir öncünün kitlesine yönelik tartışma-eğitim amaçlı bir toplantı düzenlemeyi kararlaştırırsınız. İlk olarak yöneticilerinizin, haftanın iki ayrı gününde iki ilçe ya da mahallede parti taraftarlarınızla, semt emekçileriyle buluşmasını sağlayabilirsiniz vb.
 
Öncünün kendi durumunu değiştirme imkanlarına örneğin şuradan da bakılabilir. Kadroların eğitim eksikliğinin ideolojik, siyasi ve örgütsel çalışmaların daha nitelikli yürütülmesini etkilediği apaçık ortadadır. Temel kadrolar bu gerçekliğin tabi ki ayırtındadırlar. Bu gerçeklik bize kadro eğitiminin öncünün "verili durumunu" değiştirmesinin bir imkanı olduğunu da bağırmaktadır. Bu imkanı realize etmek için bütün koşullar mevcut değil mi? Eğitmenlik görevi üstlenecek kadrolar var, eğitim ihtiyacı olan kadrolar ve kadro adayları belli, uygun mekanlar, kadroların eğitim ihtiyaçları belli, kullanılabilecek işlenmiş ve işlenmemiş parti materyalleri var vb. Peki neden bu kadar ağır ilerliyoruz? "İradeleşmekten" başka nasıl bir çözümü var bunun?
 
Çalışma tarzında yapabileceğiniz yenilenmeler, uygun araç, biçim ve yöntemlerin devreye sokulması da öncünün verili durumunu etkiler, değiştirir. Faşist diktatörlükle çarpışmanın bugünkü koşulları altında "ev toplantıları" -semtlerde bir emekçinin evinde 5-6 kişinin, 8-10 ya da daha fazla, gencin, kadın ve erkek emekçinin bir araya geldiği değişik gündemli ve değişik katılımlı toplantılar örgütleyebilirsiniz ve bu, kadro ve örgütlerinizi kitlelere götürmenin bugün için çok etkin bir aracı olabileceği gibi, kadro ve örgütlerin öncünün kitle tabanıyla ilişkilerini sıklaştırmanın, güçlü etkileşimin bir aracı olarak öncüyü devrimci bakımdan ileri itebilir.
 
Kullandığı araç ve yöntemlerin öncünün durumunu etkilemesi, değiştirmesi bağlamında örneğin gazete aracı önemli bir yerde duruyor. Sosyalist gazetenin öncünün kitle tabanına ulaşacak şekilde  bire bir dağıtımını düşünün. Bu yalnızca bir fiziki bağ ve örgütsel ağ olarak düşünüldüğünde bile çok önemli ve değerlidir. Hatta başarılması ve sistematik sürdürülmesi, öncünün kendi güçlerini örgütlemesinde bir düzeyi de ifade eder. Ama daha fazlası geçerlidir, çünkü sosyalist gazete devrimci önderliğin temel bir taşıyıcısıdır. Öncü ile kitlesinin arasındaki bağdır; öncü, kitlesine oradan seslenir. Öncünün merkezi ve kolektif düzeyde kitlesini propaganda ve ajitasyon yoluyla etkilemesinin, siyasi mücadelede yönlendirmesi ve yönetmesi, parti çalışmalarına katması sosyalist gazete olmaksızın düşünülemez. Bu verili durumda öncünün, sosyalist basını kendi kitlesine düzenli biçimde ulaştırmayı örgütlemesi, kendi durumunu ne kadar etkiler, değiştirir? Bunun sosyalist basının küçük ev toplantılarında okunup tartışılmasıyla birleştirilmesi, öncünün kitlesinin yönelik çok daha etkin bir ideolojik ve politik çalışmanın geliştirilmesi anlamına gelir. Deneyimlerimiz diyor ki, sosyalist gazetenin dağıtımını, emekçilerle buluşturulmasını çok daha değişik ve etkin biçimlerde de örgütleyebilirsiniz. Örneğin 5-6 kişilik veya 8-10 kişilik gruplar halinde mahallelerde, sokaklarda, meydanlarda toplu gazete dağıtımları örgütlenebilir. Bu tarz bir kitle ajitasyonun öncüyü kitlelerle buluşturmada etkisi ve değeri büyüktür. Keza emekçilerin sınıf bilinci ve antifaşist mücadele isteği gelişen kesimlerini siyasi mücadele yönelimini cesaretlendirir, dikkatlerini öncüye yöneltir. Bu yöntem yeni ajitatörlerin hazırlanmasında, siyasal deneyim kazanmasında da çok önemlidir...
 
Burada başka bir çok örnek daha sıralamak mümkün ancak gerekli değil. Öncülerin "devrimci iradeye" en fazla ihtiyaçları olan bir dönemden geçmekte olduğumuzdan kuşku yoktur. Böyle bir dönemde öncünün saflarında "devrimci irade"yi önemsizleştiren, değersizleştiren yaklaşımların açığa çıkması şaşırtıcı değil, ama öncünün döneme yanıt olabilmesi bakımından zararlı olduğu da  bir gerçek. Öncünün durumunu değiştirecek imkanların görülebilmesi, açığa çıkartılması ve realize edilebilmesi için, kendiliğindenciliği yücelten, devrimci iradeyi değersizleştiren yaklaşımlar ile ideolojik mücadelede duraksanmamalıdır.
 
Öncüler ancak umut, devrimci iyimserlik ve devrimci irade ile ileri yürüyüşlerini sürdürebilirler. Bunun en yakın ve en çarpıcı örneği, tecride karşı direniş ve kazanımlarıdır. Leyla Güven'in açtığı direniş bayrağı, "Bir şey yapılamaz" düşüncesi ve sanısını yerle bir etti. Evet umut vardı, durumu değiştirmek olanaklıydı, direniş bu gerçeği açığa çıkarttı! Evet durumun değiştirilebileceğini düşünüyor, bunun başarılabileceğini hissediyordu, iyimserdi Leyla, bütün direnişçiler ve ulusal demokratik hareketin öncüsü. Ve direniş, yani "devrimci irade", verili durumu değiştirici "bir şey" yapmanın tamamen olanaklı olduğunu gösterdi!