etkin haber

132

ZİYA ULUSOY

Savaş ve faşizme karşı mücadele

Erdoğan faşizmine karşı mücadele tereddütünü yerle bir edecek her çıkış nesnel olarak işgalci savaşlarına karşı da mücadele rolü oynayacaktır. Buradan hareketle savaşa karşı mücadeleye katılma tereddütünü gösterecek kesimleri antifaşist mücadelelere ve haklar mücadelesine çekmek de savaşa karşı mücadeleyi dolaylı olarak büyütecektir.

- Cumartesi - 10 Ağustos 2019 - 09:02
Fırat'ın doğusuna savaş, ABD-Türkiye askeri ve diplomatik görüşmeleriyle geçici bir sonuca bağlandı.
 
Bu, uzun süreli bir antlaşma değil. ABD aracılığıyla gerçekleştirilen geçici bir anlaşma.
 
Diktatör Erdoğan, Kürde savaş ve Rojava'yı işgalle, faşizminin kitle temelini güçlendirmek ve partisini çözülmekten kurtarmak, rejimini sürdürmek istiyor. Dahası bu yolla burjuva muhalefeti de yanına çekip etkisizleştirerek, faşist saldırganlığa genişçe kesimler nezdinde meşruiyet kazandırmaya çalışıyor.
 
Bunun tersine savaşa karşı mücadele faşizme karşı güçleri ve mücadeleyi büyütür.
 
Faşizme karşı mücadele, savaşa karşı mücadeleyle kopmazcasına içiçe geçmiş durumda.
 
Yapılan anlaşma geçici olduğu gibi, yatıştırmak için faşist kurda verilmiş bir yem gibi.
 
Bu Rojava devrimine geniş çaplı savaşı bir süre engelleyerek kötünün iyisi bir durum olarak yorumlanabilir.
 
Fakat Erdoğan faşizminin, savaş histerisiyle faşizmi sürdürmesi oyununu bozmaya yetmez.
 
Çünkü, halihazırda Efrîn-Cerablus-Bab işgalini, İdlib'de işgali sürüdürüyor. Pençe savaşını yürütüyor. Doğu Akdeniz'de savaş gemilerini yüzdürüyor.
 
Fetih ajitasyonunu sürdürerek büyük devlet şovenizmini Türk halkının beynine zerk ediyor.
 
Bir kez daha vurgulayalım ki, savaşa karşı mücadele, yalnızca Erdoğan'ın işgal savaşlarına ve savaş kışkırtıcılığına karşı değil faşist rejimine karşı da mücadeledir. Erdoğan faşizminin, savaşla döktüğü kandan beslenmesine karşı yürütülecek mücadele, doğrudan faşizmine karşı mücadeleyi geliştirecektir.
 
Geçmişte Hitler faşizminin işgallerine karşı kurtuluş mücadeleleri aynı zamanda faşizmi yenilgiye uğratma mücadeleleriydi. Savaşa karşı Alman işçi ve gençliğinin mücadelesi zayıf kaldığı, "Alman ulusunu dünyanın efendisi" yapma şiarı Alman halkını arkasına takıp seferber edebildiği için, faşizm uzun yaşayabildi, ancak diğer halkların mücadelesiyle yenilgiye uğratılabildi.
 
O dönemde başlıca şiar faşizme ve savaşa karşı mücadeleydi. Bu şiar, doğru olarak faşist ülkelerin halklarına da, işgale uğrayan ülkelerin halklarına da tutulacak yolu gösteriyordu.
 
Efrîn, İdlip, Cerablus-Azez-Bab işgalleri ve Pençe savaşlarına karşı mücadeleye devam etmek, komünistler ve savaş karşıtı tutarlı tüm demokratik güçlerin sorumluluğundadır. Bu işgallere karşı Türk işçi ve ezilenlerini barış için mücadeleye seferber etmek, diğer eylemlerde de işgalci savaşa hayır talebini yükseltmek, bu sorumluluğun pratiği olacaktır.
 
Bu yılki 1 Eylül'ü Erdoğan faşizminin savaşlarına karşı barışın yükseltildiği, geniş kitlelerin bu taleple alanlara çekilebildiği bir hazırlığı örgütlemek savaşa karşı önemli bir rol oynayacaktır.
 
Geçmişte yapıldığı gibi ama geçmiştekinden daha yaygın ve yoğun olarak "savaşa değil eğitime bütçe, işsizliğe bütçe" gibi şiarları haklar için mücadelenin yaygın etkili talebi haline yükseltmek bugün dünden daha çok önemlidir. Dünden daha çok etkili olacaktır.
 
Diğer yandan bu dönemde Erdoğan faşizmine karşı mücadele tereddütünü yerle bir edecek her çıkış nesnel olarak işgalci savaşlarına karşı da mücadele rolü oynayacaktır. Buradan hareketle savaşa karşı mücadeleye katılma tereddütünü gösterecek kesimleri antifaşist mücadelelere ve haklar mücadelesine çekmek de savaşa karşı mücadeleyi dolaylı olarak büyütecektir.
 
Erdoğan faşizmine ve işgalci savaşlarına karşı mücadele içiçedir. Erdoğan'ın savaşlarına destek vererek halkı bu yolla tekrar faşizme bağlayan burjuva muhalefetin bu rolünü kıracak olan da mücadelenin bu içiçeliğinin gösterdiği yolda yürümektir.