etkin haber

349

ARZU DEMİR

İşçiler kendilerini yakarken

Öfkesinin işsizliğin ya da yoksulluğun nedenlerine yönelmeyerek kendi bedenine yönelmesi bakımından bakıldığında çaresizliktir. Ancak kendini yakmanın, kamusal alanda ve nedenini belirterek yapılması ise bir itirazı gösteriyor. Sesini açık ve en acılı bir biçimde duyurma biçimi. “Sesimi duymuyorsunuz, ben de bize bu yolla gösteriyorum” diyorlar.

ETHA - Perşembe - 23 Mayıs 2019 - 22:03
İşyerleri, fabrikalar, inşaatlar, madenler çalışanlara mezar. AKP döneminde yaşanan iş cinayetlerinde 21 bin 208 işçi yaşamını yitirdi. En büyük işçi katliamlarından biri olan Soma’nın 13 Mayıs’ta 5. yıldönümüydü. 301 işçinin, çalışmak için girdikleri maden ocağından cenazeleri çıkartıldı, onlarcası da yaralandı. Erdoğan, o günlerde başbakandı ve henüz işçilerin cenazesi yerdeyken “Bu işin fıtratında ölüm var” demişti.
 
İş cinayetleri karşısında iktidarın tutumu bu olunca, ölümler de çalışma hayatının rutin bir parçası haline geldi. Ancak sadece bu değil. Artık işsizlik de can almaya başladı.
 
Nasıl mı?
 
İşte bir örnek: Antep’te Eyüp Dal adlı işçi, uzun süredir işsiz olduğunu belirterek, 16 Mayıs’ta Şahinbey Belediyesi’nin önünde bedenini ateşe verdi. Vücudunda ağır yanıklar oluşan işçi, dördüncü günün sonunda yaşamını yitirdi. Ölümünün ardından Dal’ın yaşamı ile ilgili ayrıntılar açığa çıktı. Daha önce cezaevinde “hükümlü” olarak kalmış. Bu nedenle de “hükümlü” kadrosundan faydalanma talebiyle İŞKUR vasıtasıyla Şahinbey Belediyesi’ne başvurmuş. Dal’ın talebi önce kabul edilmiş ancak daha sonra ise reddedilmiş.
 
Daha önce de benzer nedenlerle yaşamına son veren insanlar oldu. Örneğin 2019 yılının 12 Ocak, 29 Ocak, 31 Ocak tarihlerinde Türkiye’nin üç farklı kentinde üç işçi yoksulluk ve işsizlik nedeniyle yaşamlarına son vermek istedi. İşçilerden biri Ankara’da TBMM Hastanesi önünde, diğeri Balıkesir’de Karesi Belediyesi önünde ve sonuncusu da Denizli’nin Pamukkale ilçesinde evinde hayatlarına son vermek istedi. İlk ikisi son anda kurtarıldı, evinde intihar eden genç işçiyse öldü. İSİG Meclisi’nin yayınladığı rapora göre, 2018 yılında 71 işçi yaşamına son verdi. Her istatistiki veri de olduğu gibi, gerçek rakamın bu verilerin çok üzerinde olduğunu düşünün. Çünkü bu veriler, basına yansıyan haberlerden oluşturuluyor.
 
Sonuç olarak, işsizlik ve yoksulluğa bağlı intiharlarda bir artış olduğu görülüyor.
 
Bu ölümler çok açık ki, iktidarın ekonomi politikalarının bir sonucu. AKP iktidarı, milyonlarca insanı yoksullaştıran hem bu ekonomi politikasını hem de savaş politikasını sürdürdükçe, işsizlik de daha çok insanın hayatına mal olan etkenlerden biri olacak.
 
DİSK’in Mayıs ayı işsizlik raporu oldukça çarpıcı; işsizlikte artış eğilimi sürüyor ve işsiz sayısı tüm zamanların rekorunu kırmış durumda. Geniş tanımlı işsizlik oranı; yüzde 22.2 olarak belirlendi. Böylece işsizlik oranı 2008-2009 krizi düzeyine yükseldi.
 
Bu artışın insanların yaşamlarındaki karşılığı ise açlık ve yoksulluk oluyordu. Şimdi buna ölüm de eklendi.
 
Bu ölümler karşısında Saray medyasının tutumu, diğer toplumsal sorunlarda olduğundan farklı değil. Haberler “Psikoloji bozuldu” mesajı ile birlikte sunuluyor.
 
Bir insan elbette ruh sağlığını kaybedebilir. Ancak, bir insanın ruh sağlığının bozulmasına neden olan etmenler neler?
 
Çok açık ki, intihar “bireysel tercih” olsa da, aslında toplumsal bir anlam içeriyor. Başka bir ifadeyle intihar, toplumsal yaşamın birey üzerindeki sonuçlarıdır.
 
Peki, insanların işsizlik nedeniyle kendilerini yakmaları çaresizlik mi yoksa tepki mi?
 
Her iki anlamı da içeriyor.
 
Öfkesinin işsizliğin ya da yoksulluğun nedenlerine yönelmeyerek kendi bedenine yönelmesi bakımından bakıldığında çaresizliktir. Ancak kendini yakmanın, kamusal alanda ve nedenini belirterek yapılması ise bir itirazı gösteriyor. Sesini açık ve en acılı bir biçimde duyurma biçimi. “Sesimi duymuyorsunuz, ben de bize bu yolla gösteriyorum” diyorlar.
 
Bu sesi, iktidarın duyması pek mümkün değil.
 
Hatırlayacaksınız, Sıtkı Aydın, 13 Ocak’ta Meclis önünde kendini yakmaya çalışmıştı. İçinde bulunduğu durumu “Bugüne kadar binlerce ev yaptım ama bir evim dahi olmadı” diye anlatmıştı. Aydın’ın durumu medyada uzun süre gündemde kalınca, Gebze’de bir sanayi sitesinde fidecilik içine yerleştirildi. Maaşı ise 2 bin lira. Haklı olarak Sıtkı Aydın, “Bu maaşla nasıl geçineyim” diye soruyor. Türk-İş’in Nisan ayı araştırmasına göre, açlık sınırı 2 bin 107 lira. Yoksulluk sınırı ise 6 bin 863 lira. Yani Sıtkı Aydın, açlık sınırının altında bir ücretle yaşamını idame ettirmeye çalışıyor. İktidarın bulduğu “çözüm” bu.
 
Dolayısıyla gerçek bir çözüm için işçilerin bu çaresizliğinin ya da tepkisinin, sendikalarla ve siyasi partiler ile buluşması gerekiyor. Bir çıkış yolunun olduğunu işçilere göstermekle yükümlü olan sendikalar, devrimci siyasi partiler ve örgütler, bu işçi ölümlerinin gösterdikleri üzerine öncelikli düşünmek ve bir pratik hat belirlemekle yükümlü değil mi?