etkin haber

301

İSTANBUL (İsminaz Temel)

ESP Eş Başkanları: Bizi buluşturan bu toprakların gerçek ihtiyacıdır

ESP'nin yeni eşbaşkanları Özlem Gümüştaş ve Şahin Tümüklü, Türk ve Sünni kökenli iki sosyalist. Yetiştikleri kültür ve siyasi ortama itiraz eden Gümüştaş ve Tümüklü, şovenizmin, ayrımcılığın ve ötekileştirmenin çemberinden çıkarak ezilenlerin özgürlüğü mücadelesinde buluşmalarını, "özgürlük ve demokrasiyi kazanmak istiyorsak bunun en önemli çözümü bir başka halkın, ulusun ezilmesi gerçeğini ortadan kaldırmak" fikrine bağlıyor.

- Perşembe - 11 Temmuz 2019 - 09:02
Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), 30 Haziran'da yaptığı olağanüstü kongre ile yeni süreci karşılıyor. Mücadelenin bir çok alanına dair söylediği söz, ortaya koyduğu kararlı duruşu ve pratiği ile devrimci sosyalist politikada önemli bir yerde duran ESP, devlet saldırısının merkezinde oldu her zaman. Topladığı olağanüstü kongrede yeni dönem politikaları belirlenirken, eş başkanlık sistemine de geçti.
 
Özlem Gümüştaş ve Şahin Tümüklü, ESP'nin eş genel başkanları oldu. Gümüştaş ve Tümüklü, Türk ve Sünni. Gümüştaş, avukat, Tümüklü ise KHK ile ihraç edilen bir eğitim emekçisi. Gümüştaş ve Tümüklü'ye, Kürt özgürlük mücadelesindeki duruşuyla emekçi sol hareket içinde öne çıkan bir partide nasıl buluştuklarını sorduk.
 
GÜMÜŞTAŞ: POLİTİK DURUŞ VARLIĞIMIZI BELİRLİYOR
 
"Ezilen bir inanç ve ezilen bir ulusal kimliğe de mensup değilim fakat ezilen bir cinsim. Bütün ezilme biçimleri karşısında üreteceğiniz politik duruş aslında sizin gerçek varlığınızı, gerçek yol alışınızı belirliyor" vurgusu yapan Gümüştaş, "Ve bu ezilme biçimlerini kendinde dışlayan, kendinde duruşunda, davranışında dışlayan bir varlık olarak kendinizde üretemediğinizde aslında demokrasi, özgürlük için vereceğiniz mücadele yamulmaya başlıyor. Çünkü nasıl bir toplum istediğiniz sorusu kalıyor. Kürtler için, kadınlar için, inanç toplulukları için bir şey söylemediğinizde böyle bir eksiklik oluyor. Belki de böyle bir varoluşu bulduğum, benimsediğim için partinin bu programıyla buluşmuş oldum" diye konuştu.
 
ESP'nin ayırt edici çizgilerine dikkat çeken Gümüştaş şöyle devam etti: 
 
"Parti programımız özgürlüğü tarif ederken ya da bu topraklarda nasıl bir yönetim sistemine ve yapılanmaya ihtiyacımız olduğunu tarif ederken iki ülke gerçekliğine göre bir tarif yapıyor. O yüzden biz aslında her şeyden önce iki vatandaşız. Türk'sek aynı zamanda Kürdüz, Türkçe konuşuyorsak aynı zamanda Kürtçe konuşuyoruz, sosyalistsek aynı zamanda sosyalist yurtseveriz. Böyle bir görüş açımız var. Doğal olarak parti aslında kurulduğu günden bu yana hem yönetim hem de örgüt mekanizmalarında bir Kürdistan gerçeği inşa etmeye çalıştı. Ama aynı zamanda partililer olarak bizler de, Kürt özgürlük mücadelesinin görevleri, ihtiyacı karşısında eğer Türkiye'de siyaset yapan devrimcilersek bir enternasyonal duruş duruş örgütlemeye çalıştık. Eğer Kürdistan sahasında yapan sosyalistlersek Türkiye'de Kürt olmamız ya da başka bir ulusa mensup olmamız fark etmez. Orada Kürt özgürlük mücadelesinin güncel görevleri, ulusal özgürlük mücadelesinin güncel görevleriyle ilişkilendik ve sosyalist yurtseverler olarak siyaset yaptık. Parti bu tavrı, duruşu kazanmaya çalışıyor. Bu duruş bizim aynı zamanda Kürt özgürlük mücadelesinin doğal bir bileşeni olarak kendimizi görüyor olmamızdan kaynaklanıyor. Eğer bu bölgede yaşayan halklar başta da Türkiye halkları olarak özgürlük ve demokrasiyi kazanmak istiyorsak bunun en önemli çözümü bir başka halkın, ulusun ezilmesi gerçeğini ortadan kaldırmaktan geçiyor. Eğer bunu başarabilirsek demokrasinin kanallarını açabiliriz. Bu bakımdan da aslında Türkiye'de siyasi kazanmak bakımında da Kürt özgürlük mücadelesini içermek, onun sorunlarını ve ihtiyaçlarıyla iç içe olmak önemli. Bir Türk olarak partinin bu programatik duruşuyla buluşturan bu."
 
TÜMÜKLÜ: BİR YOLCULUK YÜZLEŞMEME YETTİ
 
Osmaniye'li olan Şahin Tümüklü ise bu soruyla sıklıkla karşılaştığını belirtiyor. Yetiştiği ortama rağmen babasının farklı bir tutum içinde olduğunu kaydeden Tümüklü, "Babama 'Kürdoğlu' diyorlardı. 'Baba sen Kürt müsün?' diye sorduğumda gülümseyen biriydi. Mezar taşına 'Kürdoğlu' yazdırdı. Çünkü kendisiyle beraber ailesinde yer alan insanlardan Kürtçe klanları, stranları öğrenmişti. Ama Türk aslında. Ama herkesten bir şey almıştı bu anlamda" diye konuştu. Buna rağmen Kürt sorunuyla gerçek yüzleşmesinin ise 2000'de Amed'e yaptığı yolculukla başladığını belirten Tümüklü, "2000'li yılların başında Amed'e gitmiştim, o zaman öğretmendim. Kente girerken durdurulduk, polis tarafından. Öğretmen kimliğimi gösterdim, Osmaniyeli olduğumu görünce araçtan dahi indirilmedim. Ama benim dışımda kalanlara başka bir muamele yapıldı. Orada, iki ülke gerçeği ve halklara yapılan ayrımcılıkla gerçek anlamda yüzleşmiş oldum. Bunun için bir yolculuk yetti" dedi.
 
TÜMÜKLÜ: BU BİR ANLAMDA 'İNSANLAŞMA' SÜRECİ
 
Ezilenlerin mücadelesi içinde yer almayı "insanlaşma"nın gereği olarak dile getiren Tümüklü politik olarak tercihini belirleyen noktaları ise şu sözlerle aktardı:
 
"Kadın özgürlük mücadelesiyle bir erkek olarak tanışmak, Kürt özgürlük mücadelesinde bir Türk olarak insanlaşmak, Sünni olarak Alevi ya da ezilen ulusal ve etnik kimliklerin mücadelesinde yer alarak insanlaşmak. Belki de ihtiyacımız olan şey bu aslında. Yani bir empatiler toplamı üretebilme. Bu ülkenin gerçek bir özgürlüğe ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Sonuçta her birimiz açısından bu bir uyanış aslında. Belki de buna ihtiyacımız var. Kürt özgürlük mücadelesinin eşitlik mücadelesinde Türklerin söz söylemesine, Kadın özgürlük mücadelesinde erkeklerin insanlaşmasına, LGBTİ hareketinde heteroseksistlerin insanlaşmasına ihtiyacımız var. Bu empatiyle, özneleşmeyi, insanlaşmayı becerebildiğimiz durumda, yaşamak istediğimiz yaşam için daha hızlı adım atmış oluruz. Topluma, daha hızlı gösteririz. Bu anlamda üzerimize büyük bir görev ve sorumluluk düşüyor, farkındayım. Başarmaktan da başka çaremiz yok."