etkin haber

246

DENİZ YILMAZ

Devrimciler konuşuyor, birleşik devrim ileriliyor

"Faşizme karşı Tek Yumruk Tek Barikat" sloganı, bugünün düğümünü çözecek anahtardır. Bir benzetme yapılacaksa eğer faşizme karşı tek yumruk birleşik devrimci güçlerin özsavunma ve hesap soran eylemleridir, tek barikat ise birleşik eylemin fiili, meşru, militan ve kitlesel hareketi olacaktır.

- Pazartesi - 12 Ağustos 2019 - 11:46
"Bundan sonra devrimciler konuşacak"
 
Devrimci gençlerin umut aşılayan bu sözleri tarihsel deneyimin ve defalarca sınanmış bir gerçeğin polis barikatı karşısında dile getirilmesiydi. Militandı, cüretkardı, atılım ruhuyla ve tarihsel devrimci meşruiyetin coşkusuyla doluydu. Emekçi sol ile devrimci grupların polis kalkanlarına inen flamaları meşru-miltan mücadele tarzının faşist saray rejimi karşısında yol açmaya muktedir yegane yöntem olduğunu hatırlatıyordu. Kolkola girmiş devrimci gençlerin yürüyüşü, eyleme katılan ya da onun çekim merkezinde bulunan kimi kesimlerin kararsızlığını giderirken, önemli bir devrimcileşme katalizörü yaratmıştı. Ve elbetteki mayasında birleşik devrim-birleşik mücadele fikriyatı bulunuyordu.
 
Birleşik devrimin varlığından güç alan devrimcilerin konuşması, birleşik devrimci eylemin pratik olarak var edilmesi demekti. Ve devrim tek bir dilde konuşmuyordu. Bu sefer oldukça yaygın bir coğrafyaya yayılan, faşist saray rejimine karşı hesap sorma çizgisini benimseyen ve diktatörlüğün saldırganlığını devrimci şiddet yoluyla yanıtlayan birleşik devrimin eylemleri sözü aldı. Faşist rejimin aralıksız sürdürdüğü karşı devrimci şiddet politikasına ezilenlerin çaresizce boyun eğmeyeceğini gösterdi. Egemenlerin şiddet tekelinde gedikler açılabileceğinin güncel işaretlerini çoğalttı. Faşist saray rejimi de kendisi adında bu gerçeğin ve tehlikenin farkına varmış gözüküyor. Faşist hegemonya ve dezenformasyonun en kirli yöntemlerine başvuran saray medyası ile AKP-MHP ittifakının yemini kalemşörleri derin bir sessizlik içerisindeler. Gerçeği halklardan saklayarak, kötü sondan kurtulabileceklerini sanıyorlar.
 
Elbette ki birleşik devrimin farklı tarz ve biçimlerde arzı endam eden bu iki fotoğrafı henüz yenidir ve yanlarına birçoklarının eklenmesi gerekir. Lakin bugünden anlaşılması gereken her ikisinin birlikteliğinde birleşik devrimin geleceğinin saklı olduğudur. Saray faşizmine karşı direnişin birleşik dili ne kadar çeşitlenirse, devrimin zaferi ve diktatörlüğün çözülüşü de aynı ölçüde yakınlaşacak ve devrimciler daha güçlü konuşacaktır. Devrimci mücadeleler tarihi, bu gerçeğin farklı coğrafya ve deneyimlerce sayısız kez doğrulanmasıdır.
 
TARİHİMİZİN ÖĞRETTİĞİ: FAŞİZME KARŞI BİRLEŞİK MÜCADELE
 
Faşist saray rejimine karşı savaşım ve politik mücadelenin ihtiyaçları dönüp dolaşıp "birleşik mücadelenin politik, örgütsel ve eylemsel varlığını kuvvetlendirme gerekliliğine işaret ediyor. Temel bir anlayış olarak kabul edilmeli ki, "birleşik mücadele" ısrarı daha etkin bir mücadele düzeyi yaratma arayışıdır.
 
Tarihsel tecrübe gösteriyor ki, "birleşik mücadele" faşist rejimlerin kurulduğu ya da faşist saldırganlığın yükselişe geçtiği dönemeçlerde daha etkin kullanılıyor. Öyle ki, "birleşik cephe" taktiği, devrimci mücadelenin gündemine Hitler-Mussolini faşizminin dünya çapında bir tehlike olarak kabul edilmesiyle girer. Dimitrov tarafından formüle edilen ve üçüncü enternasyonal tarafından da kabul eden bu politika anti-faşist mücadele ile birleşik mücadeleyi kopartılamayacak biçimde iç içe geçirir.
 
Türkiye devrimci hareketinin tarihi de başarılı ve başarısız çokça birleşik mücadele deneyimiyle doludur ve hemen hepsinin politik zorlayıcısı faşizme karşı mücadelenin çapını büyütebilmektir.
 
Birleşik eylem ya da birleşik önderlik arayışını Mustafa Suphi TKP’si ile başlatmak yanlış olmaz. Anadolu’da farklı gruplar halinde bulunan komünistlerin, birleşerek komünist partiyi inşa etmeleri elbetteki faşizme karşı birleşik cephe politikasının sonucu değildir. Bu tarihte böylesi bir politika uluslararası devrimci hareketlerin gündeminde olmadığı gibi faşizm de tarih sahnesinde henüz rüşeym halindedir. Onların eylemi, kriz ve işgal altında bulunan dahası merkezi devlet otoritesinin parçalandığı bir coğrafyada devrimci alternatifi yaratma arayışıdır. Büyük bir kaosun hüküm sürdüğü anda birleşen komünistler, daha güçlü bir devrimci odak yaratmak için varlıklarını ve eylemlerini birleştirmiştir.
 
1960’lı yıllara gelindiğinde ise TİP tarihsel sosyalist birikim ve öncülerin bir araya geldiği cephe görünümündedir. Ancak devrimci demokratik mücadelenin gelişimine ve militan kitle eylemlerinin yaratılmasına olanak sağlayan birleşik mücadele örgütlenmesi Dev-Genç olur. Açık ki 68-71 arası Türkiye tarihinde önemli bir devrimcileşme dönemi ve dahası devrimci mücadelenin bütün tarihsel gelişimine etki eden kilometre taşı ise burada birleşik eylemin ve bu eylemin örgütlenmesi olan Dev-Genç’in önemi yadsınamaz. Bu birleşik devrimci varlık 12 Mart askeri faşist darbesine karşı direnişinde mayası olur. Birleşik mücadelenin okulundan geçen devrimci örgütler, faşist darbe karşısında tereddütsüz eylem birlikteliği ve dayanışma gösterirler. Faşizme karşı birleşik mücadelenin sembolü olan Kızıldere, devrimci güç birlikteliğinin en ileri örneğidir.
 
74-80 devrimci yükseliş döneminin başlangıcında da yine birleşik örgütlenmenin katkısı büyüktür. Birleşik mücadelenin o günkü adresleri olan Yükseköğrenim Dernekleri, 12 Mart faşist darbesinin olumsuz etkilerinin yok edildiği ve ilk kitle eylemlerin örgütlendiği yerlerdir. Yükseköğrenim derneklerinin birleşik devrimci potansiyeli öylesine güçlüdür ki, 74-80 devrimcileşme sürecinin önderlerini ve örgütlerini de içerisinden çıkarır. Ancak hemen ardından birleşik mücadele anlayışı dar grupçuluk ve rekabetçilikle sakatlanır. Dağınıklık ve gruplar dünyasına ait ideolojik şekilleniş önemli devrimci olanakların yitirilmesine neden olur. Büyük devrimci kitle hareketine rağmen somut kazanımların azlığında bu dağınıklığın payı büyüktür.
 
12 Eylül faşist darbesi ise faşizme karşı birleşemeyen güçlerin karşılaşacağı yenilginin en ağır ifadesidir. Ortadoğu’da ilan edilen Faşizme Karşı Birleşik Direniş Cephesi, gruplar dünyasının ve savaşım isteksizliğinin sonucu olarak etkisiz kalır. Karşı devrimin en kapsamlı saldırısı yaşanırken birleşik mücadelenin tarihsel ve güncel önemini anlayamayan ve bu yüzden de devrimci olanakları heba eden devrimci hareket, bu hatanın bedelini ağır bir yenilgi ve tasfiyecilik saldırısıyla öder.
 
Burada söylemek gerekir ki birleşik mücadele örgütlenmesi ve birleşik cephenin varlığı devrimci stratejiyle bağlı bir politikadır. Ancak faşist rejimle karşılaşılan taktik çarpışmalarda ve faşist rejim karşısında elde edilen zaferlerin önemli bir kesiminde birleşik mücadelenin rolü büyüktür.  Örneğin 1975 yılında gerçekleşen DGM karşıtı birleşik toplumsal hareket, "sıkıyönetim mahkemelerini" kaldırmayı başarırken, işçi hareketinin ve toplumsal hareketin gelişiminde belirleyici rol oynar. Devrimci gençlik hareketinin tarihinde ise 14 Nisan 1987 tarihli "tek tip dernek yasasına" karşı direniş, 12 Eylül faşist darbesinin gençlik üzerindeki etkisini parçalayan kilometre taşıdır. İki günde iki bine yakın gözaltı ile sonuçlanan  devrimci gençlik örgütlerinin birleşik direnişi faşist yasayı geri çekmeyi başarırken, sonuçları itibari ile devrimci mücadelenin tamamı üzerinde toparlayıcı ve ön açıcı rol oynar.  96 Ölüm Orucu direnişi ise devrimci kuvvetlerin birleşik direnişi ve siper yoldaşlığı ile faşist rejimin yenilgiye uğratıldığı bir diğer dönemeçtir. Faşist rejimin devrimci hareketleri tasfiye ve etkisizleştirme amacıyla hayata geçirdiği saldırıyı birleşik direnişle püskürtmek devrimci hareketin geleceğine etki eden önemli sonuçlar yaratmıştır.
 
DÜNYA DEVRİMLERİNİN ANAHTARI
 
Devrimci güçlerin birleşik hareketi farklı coğrafya ve farklı tarihsel koşullarda ama her devrim sürecinde muhakkak var olmuştur. Çin Devrimi, Japon emperyalizmine karşı birleşik cephe siyasetini hayata geçirir. Nazi Faşistlerinin işgali altında olan Bulgaristan, Yunanistan, Arnavutluk, Yugoslavya gibi bir çok ülkede komünist partilerin önderliğinde gerçekleşen ve halk sınıflarını taraflaştırmayı başarabilen birleşik cephe politikası sosyalizm ve halk cumhuriyetlerinin kazanılmasında belirleyici etmen olur. Yine Komünist Parti önderliğindeki Vietnam Ulusal Kurtuluş Cephesi, tüm dünyaya devrimci moral aşılayan merkezdir. Afrika kıtasında yürütülen ulusal kurtuluş mücadelelerinin neredeyse tamamı da birleşik cephe siyasetine dayanmaktadır.
 
Diktatörlük ve faşist rejimlere karşı yürütülen mücadeleye de devrimci güçlerin eylem birlikteliği damga vurur. Özellikle politik askeri mücadele yürüten ya da geleneksel reformcu politikalardan kopuş gerçekleştiren devrimci örgütler ağırlıklı olarak birleşik karakterlidir. Latin Amerikalı devrimcilerin deneyimleri bu konuda öğreticidir. Arjantin’de PRT, Nikaragua’da FSLN, El Salvador’da FLMN, Şili’de MIR,  Uruguay’da Tupamarolar ve daha bir çok devrimci hareket, farklı devrimci örgütlerin bir araya gelmesiyle faşist rejimlere karşı koymuş, diktatörleri yenerek devrimler gerçekleştirmiş ya da birleşik örgütlülükler inşa ederek önemli devrimci süreçler yaratmayı başarmıştır.
 
DEVRİMCİ EYLEMİN BİRLEŞTİRİCİ GÜCÜ
 
Bugün açısından mevcut durum ve koşullar, birleşik mücadeleyi yeni bir eşiğe sıçratacağı nesnel ve öznel olanaklar sunuyor.
 
Nesnelliğin zemini faşist saray rejimidir. Faşist şef, birleşik cephenin özneleri olan devrimci demokratik kuvvetleri ve ulusal özgürlük hareketini tasfiye etmek için bütün yolları deniyor.  Bu yanıyla çelişki şöyle konulmalıdır. "Ya devrim ya da faşist şeflik rejimi." Ara yolların olabildiğine azaldığı bu momentte, devrimci kuvvetlerin birleşik hareketinin olanakları her geçen gün artıyor.
 
Öznellik bakımındansa olumluluk arz eden taraf şudur. Devrimci ve anti faşist kuvvetler, son yıllarda önemli birleşik mücadele deneyimleri yaşadı. Rojava Devrimi, Gezi Ayaklanması ve birleşik demokratik cephenin varlığı birleşik mücadelenin sembolleşen ve öne çıkan örnekleri oldular. Yine devrimci savaşımın sürdürüldüğü cephelerde inşa edilen birleşik mücadele pratikleri, birleşik devrimci eylemin kararlılığını güçlendirdi. Farklı cephelerde oluşturulan birleşik mücadele örgütleri şu ya da bu düzeyde kalıcılaşmayı başarırken önemli kazanımların da yaratıcısı oldu. Açık ki devrimci demokratik kuvvetlerin birleşik mücadele kavrayışı ve bu konudaki bilinci düne oranla çok daha ileride bulunuyor.
 
Bu birliktelik başarıldığı ölçüde Faşist saray rejimine karşı gelişen toplumsal hareketlere ve kitlelerin her günkü politik eylemine daha güçlü bir önderlik tarzıyla müdahale edilecektir. Bu aynı zamanda faşist rejim üzerinde basınç uygulama, onu geriletme ve kazanımlar elde etme olanağıdır.
 
Ayrıca birleşik mücadele, tek tek öznelerinin seferber edebileceği kuvvetlerden daha fazlasını harekete geçiriyor. Özellikle, ezilenlerin örgütsüz ancak devrimci demokratik kuvvetlerin hegemonya alanında bulunan kesimler birleşik kuvvetlerin varlığında daha hızlı saflaşacaktır. Birleşik mücadele, başlangıçta devrimci özneler gibi düşünmeyen büyük yığınların pratik olarak devrimcileştirilmesinin aracıdır.
 
"Faşizme karşı Tek Yumruk Tek Barikat" sloganı, bugünün düğümünü çözecek anahtardır. Bir benzetme yapılacaksa eğer faşizme karşı tek yumruk birleşik devrimci güçlerin özsavunma ve hesap soran eylemleridir, tek barikat ise birleşik eylemin fiili, meşru, militan ve kitlesel hareketi olacaktır.