etkin haber

264

Atılım

Ayrım çizgisi

Direniş damarlarının sokakta buluşması, üçüncü cephenin antifaşist sokak çizgisiyle egemenler arası saflaşmadan ayrı bir siyasi bir hat olarak belirginleştirilmesi devrimci alternatifin, üçüncü cephenin yeni ve daha güçlü bir sıçrayışına yol açabilir. Saydığımız toplumsal muhalefet eksenleri ve seçimlerin iptali sonrası İstanbul'un birçok yerinde ortaya çıkan protesto hareketleri bu olanağa güçlü bir biçimde işaret etmektedir. Egemenlerin çarpışmayı sandık eksenine doğru daraltma ve düzen sınırlarında tutma yönelimi ancak ve ancak böyle boşa çıkarılabilir.

- Cuma - 17 Mayıs 2019 - 09:38
Atılım gazetesinin 377. sayısındaki "Gündem" köşesinde; İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimleri sonrası yapılan eylemler işlendi.
 
Atılım Gazetesi'nin Gündem yazısı şöyle:
 
Havada Gezi esintileri var. Sadece yıl dönümünün yaklaşması sebebiyle değil, bir bütün olarak halkla devlet arasındaki fay hattında biriken enerji nedeniyle de böyle. 31 Mart yerel seçimlerinin İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçim sonucunun iptal edilmesi ve bunun etrafında yürüyen saflaşma bu enerji birikiminin yoğunlaştığı nokta gibi görünse de fay hattı çok daha geniş bir zemine yayılıyor. Devlet ve halk, faşizm ve özgürlük güçleri arasında süregelen çarpışmalar yoğunlaşıyor ve seçimin boyutlarını aşan bir çarpışmanın koşullarını olgunlaştırıyor.
 
Diktatör diyor ki: 'İstanbul’u kazanan Türkiye'yi kazanır.'
 
Kılıçdaroğlu CHP'si ise diktatörün bu çağrısına icabet ediyor. Seçimlerin gayrı meşru biçimde iptal edilmesini cılız bir sesle eleştirdikten sonra seçimin yenilenmesinin yaratacağı saflaşmayı düzen içindeki konumunu genişletmek ve kendisini de içeren bir iktidar dengesi yaratmak bakımından bir fırsata dönüştürmek istiyor. Yani, o da İstanbul'u ve dolayısıyla Türkiye'yi kazanmak istiyor.
 
Yani iki tarafın da onayı ile saflaşma iki düzen gücünün etrafında birikmeye zorlanıyor. Devlet-halk, faşizm özgürlük güçleri arasındaki saflaşma iki düzen gücünün arasındaki çarpışmaya indirgenerek düzen içine çekilmek isteniyor.
 
Bu tablo karşısında devrimcilerin ve emekçi sol güçlerin, ezcümle toplumsal muhalefetin kendisine sorması gereken soru şu: Bu gerilim birikimine nasıl bir yol açacağız, bu saflaşma karşısında nasıl bir pozisyon alacağız? Bu soruya verilecek yanıt hayati önemde. Zira çıkacak sonuçlardan bağımsız olarak sürecin hangi yöne evrileceği konusunu belirleyecek olan bu olacak.
 
Sorun da zaten burada başlıyor. HDP dahil emekçi sol güçlerin saflarında bu bakımdan bir kafa açıklığının olduğunu söylemek zor görünüyor. Emekçi sol güçlerin büyük bölümü değişen tınılarda da olsa egemen güçler arasındaki bu saflaşmada, karşı karşıya gelen iki egemen güç olduğu ve saflaşmanın siyasi biçiminin seçim olmasından hareketle AKP-MHP blokunun karşısında CHP etrafında kümelenme, kendine yer açma eğilimi gösteriyor. Yani son tahlilde egemenler arasında kurulan saflaşmaya tabi bir pozisyona doğru sürükleniyor. Bu tablo birçok bakımdan ciddi riskler içeriyor.
 
Sürecin ve sorunun seçim çarpışmasına indirgendiği; ezilenlerin çeşitli yönlerden akan direniş damarları yeni toplumsal patlamaların mayaladığı bir zeminde seçimlere, gelinen anda ise İstanbul seçimlerine ve bu temelde şekillenen saflaşmanın içine çekilerek egemenlere hareket sahası yaratıyor. Genelde ezilenlerin özelde ise devrimci demokratik muhalefetin ayrı bir güç olarak varlık zeminini zayıflatıyor.
 
Sosyalistlerin 31 Mart'ta yürüttüğü seçim taktiği tartışmasının arka planını oluşturan temel saiklerden biri de buydu. Ve bu durum, güncellenmiş ve yoğunlaşmış biçimde yeniden önümüze gelmektedir. Süreç doğru bir görüş açısına bağlanmadığı durumda HDP-HDK başta gelmek üzere ezilenlerin egemenlerden bağımsız ayrı bir cephe olmak namına biriktirdiği tüm kazanımların karşı karşıya bulunduğu risk büyüyecektir. Gezi ve Rojava devriminin itiliminden beslenen ezilenlerin üçüncü bir cephe olarak siyaset sahnesine daha güçlü bir biçimde girişinin ürünü ve görünümü olan kazanımlar egemenler arası saflaşmanın bir unsuruna, silik bir enstrümanına  dönüşme şu ya da bu egemen blok karşısında bir koz ve basınç unsuru olmaya daralacaktır. AKP-MHP'nin açlık grevleri ve İmralı tecridini aynı zamanda bir seçim enstrümanı olarak değerlendirmesi ya da CHP'nin sorunla ilişkisini ancak bu zeminde kurabilmesi bu bakımdan manidardır.
 
HDP-HDK'de en ileri biçimine kavuşan üçüncü cephenin saray ve halk saflaşması etrafında biriken toplumsal gerilime devrimci bir alternatif olarak yol açmaya odaklanan bir hattı örgütleme sorumluluğu vardır. Bu yönelimi sadece siyasi olarak değil örgütsel boyutlarıyla da kapsama yeteneği göstermeyen hiç bir siyasi strateji ve taktiğin gerçek bir çözüm yaratamayacağı görülmelidir.
 
Açık ki toplumsal gerilimler İstanbul seçim çarpışmasına doğru yoğunlaşmaktadır. Ve emekçi sol güçler kendilerine bir yol açmak istiyorsa bu gerçeği gören bir hareket planı kurmalıdır.
 
7 Haziran'ın sonuçlarına el koyan, 16 Nisan referandumunu YSK eliyle gasp eden, Kürdistan'da kazanılmış belediyelere kayyumlar atayarak gasp eden, 31 Mart seçimlerinde Kürdistan’da bir çok belediyeye ordu ve polis eliyle ya da YSK üzerinden KHK oyunuyla iç eden ve nihayetinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne el koyarak YSK'ya seçim yenileme kararı aldıran AKP-MHP'nin steril bir seçim öngörmediği ortadadır. Bu bakımdan hem seçim süreci ve anı hem de sonrasını gören, bu zemini sokağı örgütlemek ve hazırlamak için değerlendiren, üçüncü cepheyi bu bağlama oturtan bir hattan ilerlemek temel görüş açısı olmalıdır.
 
Açlık grevlerinden, ekonomik krizin yarattığı çıktılardan doğan emek mücadelesindeki  hareketlenmelere, en son Şule Çet davasında görünür hale gelen kadın özgürlük mücadelesinden ODTÜ'deki devrim yürüyüşünde yeniden kıpırtıları hissedilen gençlik hareketine, çevre mücadelelerinden EYT gibi talep odaklı mücadelelere, Suruç, Sivas, Ankara gibi özgün ya da  kadına yönelik şiddet ve özsavunma ekseninde şekillenen kadın adaleti ve toplumsal adalet talepli mücadelelere kadar uzanan direniş damarları seçim zeminini aşan bir birikimi işaret etmektedir. Bu direniş damarları geriye itildiği noktadan çıkma ve yol açma arayışındadır. 1 Mayıs, tüm bu damarları bir araya getiren ve açık eden bir an olarak dikkate değerdir. Seçim çarpışması ise bu damarların harekete geçme ve buluşma zemini olacaktır.
 
Direniş damarlarının sokakta buluşması, üçüncü cephenin antifaşist sokak çizgisiyle egemenler arası saflaşmadan ayrı bir siyasi bir hat olarak belirginleştirilmesi devrimci alternatifin, üçüncü cephenin yeni ve daha güçlü bir sıçrayışına yol açabilir. Saydığımız toplumsal muhalefet eksenleri ve seçimlerin iptali sonrası İstanbul'un birçok yerinde ortaya çıkan protesto hareketleri bu olanağa güçlü bir biçimde işaret etmektedir. Egemenlerin çarpışmayı sandık eksenine doğru daraltma ve düzen sınırlarında tutma yönelimi ancak ve ancak böyle boşa çıkarılabilir.
 
Evet, havada Gezi esintileri var. Fay hattındaki gerilim ivmesi yükseliyor. Düzen siyaseti ile devrimci siyaset arasındaki çizgi sokakta çekilecektir. Seçim çarpışması bu gerilimin boşaltıldığı bir zemin mi olacak yoksa sokakta patladığı ve faşizmin yenilgisi için esaslı bir sıçrama tahtası mı? Devrimci olan ikincisidir. Devrimci taktik ikincisini örgütleyendir.